Basında Biz |
|||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|
Sabah Gazetesi 22 Mayıs 2005
Hürriyet : 1 Ağustos 2006
Radikal Cumartesi: 5 Ağustos 2006
Milliyet: 24 Ağustos 2006
Radikal Cumartesi: 21 Ekim 2006
Milli Gazete: 20 Kasım 2006
Yeni Şafak: 20 Kasım 2006
Zaman: 20 Kasım 2006
Radikal: 3 Mayıs 2007
Türk Gürcü Vakfı Web Sitesi İNSAN VE DOĞA SAĞLIĞI GÖNÜLLÜLERİ ARTVİN VE BATUM'DAYDI
Yabanıl Web Sitesi SYMBIOSIS ve Ağrı Dağı Temizleme Faaliyeti
Ağrı Dağını silip süpüreceğizRadikal Cumartesi: 5 Ağustos 2006 Odyoloji uzmanı Ayşen Erdil tarafından kurulan Symbiosis grubu, 12 Ağustos'ta 'Dünyanın en b.klu dağı' diye nam salan Ağrı'nın zirvesine çıkacak, ardından da dağdaki kamplarda birikmiş çöpleri toplayacak.
ŞULE ÇİZMECİ
İlk kez kadın rehber
Portatif tuvaletler yapılmalı
Doğada seyyar hastaneRadikal Cumartesi: 21 Ekim 2006
Gürcülerin köyü Macahel'e giden gönüllü doktorlar 1200 kişiyi sağlık taramasından geçirdi: Temiz hava herkese yarıyor...
ŞULE ÇİZMECİ
|
|
Azerbaycan'da 'yukarıdakiler' ve 'aşağıdakiler' var, ama orta sınıf yok. Travmatik bir ülke olduğu söylenebilir. Halk bağımsızlığına sevinememiş, bir türlü rahat nefes alamamış. |
Türkiye'nin doktor girmeyen köylerini dokuz yıldır 'sağlığa kavuşturan' Sınır Tanımayan Sağlık ve Doğa Gönüllüleri (Symbiosis), bu kez aldığı davet üzerine Azerbaycan'ın yolunu tuttu. İşte akılda kalanlar: Bakü'de lüks hayat, Gazah'ta korkutan yoksulluk, Şemkir'de şahane doğa, Gedebey'de uzun ömürlü insanlar, Şamahı'da kol kola tarihle turizm ve kulağa dolan benzer ama ayrı lisan...
ŞULE ÇİZMECİ
Azerbaycan tedbirimiz yahşi ve maliyetliydi*
Dokuz yıldır Türkiye'nin doktor girmeyen köylerine giderek sağlık taraması yapan Sınır Tanımayan Sağlık ve Doğa Gönüllüleri'nin (Symbiosis) bu yaz programında Tunceli'nin dağ köyleri vardı. Ancak, Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği (ATİB) ve Azerbaycan Çocuk ve Aileden Sorumlu Devlet Komitesi Başkanı Hicran Hüseyinova'dan "Karabağ savaşından en çok etkilenen Kuzey Kafkasya bölgemizde sağlık taraması yapar mısınız?" davetini alınca 'sınır ötesi harekata' hamımız (hepimiz) 'evet' dedik. 5 Mayıs sabahı iki profesörün de bulunduğu dokuz tıpçı, bir 'doğa doktoru' ve iki gazeteciden oluşan ekibimiz yola koyuldu. Symbiosis'in çevre ayağının bir parmağı olan bendeniz, Azerbaycan'ın en ücra köylerine kadar gideceği ve bu kaotik ülkeyi yakından tanıyacağı için 'rüzgârlar kenti' Bakü'ye doğru uçarken kelebek kıvamındaydı. Dönüş yolculuğunda ise kulağımda bir Azeri işadamının, "Dünyanın vahşetini kendimde görüyorum" sözleri uğulduyordu.
Azeriler Türklerden sağlıklı
Dokuz günde binlerce insana dokunmuş, onlarcasıyla muhabbet etmiş ve dört tekerlek üstünde 2 bin 600 km. yapmış bir yol sarhoşu olarak izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Azeri lugatına göre bu tedbirimiz (faaliyet) yahşi (güzel) ve maliyetli (verimli) geçti. Hekimler Azerbaycan'ın altı reyonundaki (bölgesinde) hastaneler, okullar ve yuvalarda konaklayarak 1399 uşak (çocuk), 290 kişi (erkek) ve kadına gullug (hizmet) ettiler. Nobel Farma, hastalara derman (ilaç) verdi.
Yola çıkmadan birkaç gün önce, Symbiosis'in kurucusu Amerikan Hastanesi odyoloji uzmanı Ayşen Erdil'in Bakü'ye gönderdiği, içinde bilgisayarlar, oyuncaklar, çocuk ve yetişkin giysileri bulunan 36 koli, Bakü gümrüğünde sırra kadem bastığından 'Bu ülkede rüşvetsiz adım atılmaz'ı bizzat yaşayarak öğrendik; ben de ATİB'in sağladığı giyecek ve oyuncukları çocuklara dağıtarak avundum.
Haydar Aliyev'in ad günü (doğum günü) olan 11 Mayıs'ta Bakü Devlet Üniversitesi'nde devlet erkânının da katıldığı bir konferansta Türk doktorları altı gün boyunca pul (para) almadan yaptıkları sağlık taramasının sonuçlarını açıkladılar. Prof. Dr. İnci Yıldız, çocuklarda en çok kansızlık görüldüğünü söyledi. Ona göre gittiğimiz reyonlarda spastik ve zihinsel engelli çocuk oranının fazla olmasına rağmen fizyoterapist bulunmaması düşündürücüydü (Bu arada Türkiye'deki engelli nüfusunun Azerbaycan'ın nüfusu kadar, yani 8 milyon 500 bin olduğunu unutmayalım).
Prof. Dr. Oğuz Acar'ın raporuna göre her yedi çocuktan birinde sünnet hatası öne çıkıyordu, bu durum ileride hem kısırlık hem de iktidarsızlık gibi sorunlar yaratabilirdi. Acar, 560 erkek çocuğundan 40'ında ürolojik anomali saptamıştı, bunların 23'ü kesinlikle ameliyat edilmeliydi. Göz doktoru İsmail Sivrikaya'yla KBB uzmanı Dr. Gül Acar, ameliyat ve doktor takibi gereken durumları saptayarak ailelere ilettiler. Dahiliyeci Berrin Karadağ çok çalıştı; diş hekimi Melih Tanrıtanır bol miktarda çürük diş çekti.
Aral nasıl çöle döndü?
Konferansta en büyük ilgiyi top sakallı ve at kuyruklu genç doktorumuz Tolga Taymaz gördü. Fotoğraf sanatçısı Ergun Çağatay'ın 'Aral: Çölün Mavi Gözü' adlı belgeseli üniversiteli gençler tarafından çok alkışlandı. Bir zamanlar Sovyetler Birliği'nin pamuk ambarı olan Aral bölgesinin açgözlü bir üretim uğruna nasıl sömürüldüğünü, Aral Gölü'nün kısa zamanda bir tuz çölüne dönüşerek bitkilerin ve balıkların nasıl yok olduğunu ve insanların nasıl sefalete sürüklendiğini gözümüze sokan bu belgeseli izlerken, "Marks'ın kemikleri sızlıyor mudur acaba?" diye düşündüm.
Aliyev'in hayaleti her yerde
Azerbaycan'ın sadece kentlerini değil, köylerini bile kuşatan billboard'larda 'müstakil' Azerbaycan'ın kurucusu KGB'nin has adamlarından Haydar Aliyev ve iktidar koltuğunu babasından otomatikman devralan İlham Aliyev'le burun buruna geliyorsunuz. Bugüne ve geleceğe dair vecizeleriyle halkın bilinçaltına nasıl da nüfuz ediyorlar. Bu manzara insana Saddam Hüseyin'in Irak'taki hükümranlığını hatırlatıyor, nedense. Ne yalan söyleyeyim, konaklığımız (misafirliğimiz) süresince nereye gidersek gidelim her köşe başında baba-oğulu görmek bende 'big brother' etkisi yarattı. Aliyev'in hayaletinden ürktüm. Azerbaycan'da halkla oturup ahval ve şerait hakkında konuşmanıza gerek yok. Çünkü bu ülkede, asıl susanlar çok şey anlatıyor.
Azerbaycan travmatik bir ülke. Halk, bağımsızlığına sevinememiş, bir türlü rahat nefes alamamış. Ermenistan'la patlak veren savaş, binlerce askerin ölümü ve sakatlanması, Haydar Aliyev rejiminin antidemokratik uygulamaları, birdenbire ortaya çıkan serbest piyasa ekonomisinin, hızla büyümenin sancıları... Hızlı yaşanan bir transformasyon. Ülkenin dört bir yanında işsizlik var. Küçük yerleşim yerlerinde gençleri evde tutmak zor. Onlar para kazanmak için Bakü'ye gidiyorlar. İster mafyanın eline düşüp kirli parayı okşasınlar, ister zor koşullarda kazandıkları temiz parayı alınlarına sürsünler, hiç fark etmez, hepsi kazançlarının çoğunu ailelerine gönderip, kentte kırık dökük apartmanlarda yaşıyor.
Ailelere gelince; küçük reyonlarda bir haneye düşen gelir ortalama 50-150 doları geçmiyor. Eğer bu tablodan habersizseniz Azerilerin neden Karabağ'dan gelen 800 bin dolayında kaçkına (savaş nedeniyle göçenler) diş bilediğini anlayamazsınız. Halkın gözünde devlet kaçkınları daha fazla gözetiyor. Bakü Tıp Fakültesi'nden mezun bir doktor, "Devlet, kaçkın ailesindeki her bir kişi için 12 manat ödüyor. Ben zor koşullarda çalışıp ayda 50 manat alıyorum. Yaklaşık 50 dolar. Evimin bahçesinde kartof (patates) ekiyorum. Bir doktorun elleri böyle nasırlı mı olur?" dedikten sonra pişman olup, "Aman adımı yazmayasın, devlet icazet vermez, cezalandırır" diye yalvarıyor.
Otoriteye alışmışlar
Azerbaycan'ın batı bölgesinde Ermenistan sınırına yakın 95 bin nüfuslu Gazah reyonunda tanık olduğumuz yoksulluğu tarife kelimeler yetmez. Türk doktorlarının reyona geldiğini duyan yaşlılar ve genç anneler sağlık taramasının yapılacağı hastaneye üşüştü. Halkın izdihamı sırasında çoğumuz tartaklandık. Sorun, sonunda onlarca polisin hastane kapısında dikilmesiyle çözüldü. Otoriteye alışmış Azeriler tıpış tıpış sıraya girdiler.
Ülkenin en zengin reyonlarından 185 bin nüfuslu Şemkir zengin doğa örtüsü kadar mimari dokusuyla da büyüleyici ve sanayileşme yolunda hızla ilerliyor. Aynı zamanda ülkenin ziraat ambarı, hangi meyve-sebze aklınıza geliyorsa orada yetişiyor. Ticaret almış başını gidiyor. Yeni trend çakır (şarap) üretimi. Reyona damgasını vuran ise Alman mimarisi. 1000 dolayında Alman 1864'te buraya yerleşmiş ve 2. Dünya Savaşı sonuna kadar da halkla uyum içinde yaşamış.
Almanlar mimari yapıyı belirlemekle kalmamış, demiryolu döşemiş, dağlardan su getirmişler. Şemkir'de eternit ve alüminyum çatılar, çatı ve pencere pervazlarına kondurulmuş sac üzerine yapılmış el işçiliği dikkat çekici.
Din siyaset aracı değil
Gittiğimiz reyonlar içinde geleceği en parlak olan 91 bin nüfuslu Gedebey... Azerbaycan'ın en eski yerleşim yeri. Yüksek dağların eteğinde kurulmuş. Bu sevimli yeşil cennette 100 yaşını geçmiş 116 kişinin yaşaması elbette tesadüf değil. Ancak burada acaba bir 10 yıl sonra ekolojik denge korunabilecek mi? Bugün eti ve sütüyle ünlü Gedebey, nedense yıllarca Moskova'nın pek ilgisini çekmemiş. Burası aslında bir maden cenneti. Bağımsızlık sonrası altın, bakır yataklarına Siemens şirketi göz koymuş, sondaj yapmışlar. Yakında üretime başlayacaklar. Tabii, bu yoksul halk için büyük bir umut. Çevreyi düşünen yok.
Azerbaycan'da gerçekten laik bir düzen var. Azeriler Tanrı'yla aralarına bir kurum koymuyorlar. Camilerinde sessiz sedasız ibadet ediyorlar. Din siyaset aracı değil, ortada din tacirleri yok. Reyonlarda ve Bakü'de çok az tesettürlüye rastladık. Ancak 80 bin nüfuslu Şamahı bir istisna. Sağlık taraması yaptığımız 5 no.lu Ortamektep'te tesettürlü minik öğrenciler vardı. Ancak, okul müdürü Hanlar Rahimzade'ye göre, tesettür bir tehlike değil, bu yüzden minikleri başlarını açmaya zorlamamış. Bakü Üniversitesi'nde de az sayıda tesettürlü öğrenci vardı. Orada bizdeki gibi peruk rezaleti yaşanmıyor. Şamahı'ya dönersek; Azerbaycan'ın ilk başkenti olan kent, tarihi ve doğal güzellikleri sayesinde bir turizm merkezi.
Açık Toplum'un kurucusu George Soros buralara kadar gelmiş. Rahimzade, Soros'un okuluna hibe ettiği internet merkezini, seminer odasını gururla gezdiriyor. Müdür, öğrencileri ve sundukları eğitimle ne kadar övünse az. Sınıf duvarlarında asılı çocuk resimleri, uygulamalı çevre dersleri eğitim kalitesinin göstergesi. Ekibimizin 'doğa doktoru' Nergis Yazgan, Azeri çocukların doğaya Türk çocuklarından çok daha fazla duyarlı olduğunu söylüyor. Ama ortalık çöpten geçilmiyor. Tuvaletlereyse kokudan, pislikten girmeniz imkânsız.
'Beş yılda Türkleri geçeriz'
Azerbaycan'ın en ücra reyonlarında valiler biz konaklara akla ziyan ziyafet sofraları sundular. Halk aç, ama biz bol bol kebap yedik. Valiler votka kadehlerini her tos yapışta 'Bir millet, iki devlet' dediler. Ancak laf arasında "Beş yılda Türkleri geçeriz" demeyi de ihmal etmediler. Bu aşırı sevgi gösterisi insanın kafasını karıştırıyor haliyle. Ancak halk gerçekten naif ve Türkleri seviyor. Tovuz'da konuştuğum bir kıraathane sahibi genç, Ermenilerle savaşırken Türkiye'den gelen Bozkurt'ların kahramanlıklarını anlata anlata bitiremedi. Azeri bir gazeteci ise "Yöneticilerin sevgi gösterisine inanmayın. Türk işadamları bizi çok kazıkladı, Azeriler size karşı öfkeli" dedi. Yalakalığın, rüşvetin sistemin ayrılmaz bir parçası olduğu bu ülkede düzgün işler yapmak isteyen Türk işadamlarının bağımsız/bağlantısız iş kotarmaları gerçekten zor olmalı.
Azerbaycan beş yıla kalmadan petrol geliriyle Kafkasya'nın yıldızı olmaya aday... Peki ya sonra? Acaba bugünlerde Azerbaycan'ın yıldız haritasında kimler kalem oynatıyor?
Kanalizasyon yok
Bakü, şu an dünyada değişimin en hızlı yaşandığı kentlerden biri. Neyse ki eski kentin kıymeti bilinmiş, Rus yapıları tüm azametiyle insanı büyülüyor. Ancak tarihi dokunun hemen yanı başında Türk firmalarının imzalarını taşıyan çok katlı betonarme garabet yükseliyor. Trafik tam bir keşmekeş, kentin göbeğinde bile üç-beş trafik lambası var. Polisler ağızları açık havaya bakarken, insanlar sürüler halinde karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor. Acıklı bir durum!
Bakü'de de cip modası var. Lüks arabalara kurulanlar hurda Lada'ları sollarken "Acaba kimden öç alıyorlar?" diye düşünüyorsunuz. Taksi şoförü aklınızdan geçeni okuyor sanki: "Bu insanlar beni korkutuyor. Komünizm döneminde herkes birbirine saygılıydı. Dokununca özür dilerdi. İnsanlıktan çıktık. Bu adamlar ya kara paracıdır ya da rüşvetçi. Politeknik'ten mezunum. Komünist rejimde iyi bir işim vardı, iyi kazanırdım. Ermenistan savaşında başımdan ve bacağımdan kurşun aldım. Bugün iyi bir işe girmem için rüşvet vermem şart" diyor. Taksi şoförü, sadece iş için değil, üniversiteye girmek için de büyük miktarlarda para vermek gerektiğini söylüyor. Rüşvet mekanizması hastanelere kadar yayılmış.
Bakü, Aliyev'le birlikte yabancı sermayenin istilasına uğramış adeta. Hazar Denizi'ndeki petrol yatağı, haliyle yabancı şirketlerin iştahını kabartıyor. Sahilde gezinirken adım başı bir petrol kuyusuyla karşılaşmak, önce insanı şaşırtsa da giderek alışıyorsunuz. Sonra evinizin bahçesinde bir petrol kuyusu çıkması doğalmış gibi geliyor. Yabancı sermaye sayesinde kent hızla gelişiyor. Peki ama bu hız ürkütücü değil mi? Merkezdeki Rus yapısı evler milyon dolarlardan alıcı buluyor. Bakü'nün göbeğinde hayat Nişantaşı'ndakinden farksız. Çok şık restoranlar ve kafeler var. Gece hayatı şenlikli. Dünyanın en ünlü markaları artık Bakü'de, yok yok! Parası olan bu kentte mis gibi yaşıyor. Tabii düşünmezse... Başkentin bile hâlâ kanalizasyonu yok. Şehirleşme planı ise yapılmamış.
Kalça sexi yahşidir
Malum, çoğumuz Azeri kanalını izlerken gülmekten kırılıyoruz. Boşuna 'Gülme komşuna gelir başına' dememişler. Şamahı'da bir okulda sağlık taraması yaparken bir sınıfa girdim. Çocuklarla sohbet ederken birden bir kahkaha koptu. Bozulduğumu gören öğretmen, "Türkçe konuşmanızı komik buldular" dedi gülerek.
Bakü'den Gazah'a doğru giderken Symbiosis'in öncüsü Ayşen Erdil, doktor arkadaşlardan biri için, "Huyu suyu iyi bir adamdır" dedi. Bizimle yolculuk eden ve Nobel Farma adına ilaç dağıtan Azeri genç kızlar kıkırdadılar. Meğer 'huy' Azerice'de penis demekmiş, 'suyu' da böylelikle sperm oluyor. İşte Azerbaycan'da gerek tabelalardan, gerek dükkânlardan, gerekse bizzat halktan tırtıkladığım karşılaştırmalı mini mini Azerice-Türkçe lugat:
Kalça sexi: Halı atölyesi
Tıkıntı: İnşaat malzemesi
Çaktırmak: Vermek
Fırtık: Sümük
Sümük: Kemik
Kravat: Yatak
Pezevenk: Güçlü, kuvvetli (Bir tür övgü)
Tos: Çin çin
Aparici: Götürücü
Düşmek: Arabadan inmek
Yıkılmak: Düşmek
Gigiyenik: Hijyenik
Tohumluk: Akrabalık
İşler: Çalışmak
Tikmek: İnşa etmek
Şad sarayı: Düğün salonu
Şekil vermek: Fotoğraf çektirmek
Ters başa düşmek: Ters anlamak
Şehrazat ve Polat
Azerbaycan'da 'yukarıdakiler' ve 'aşağıdakiler' var, ama orta sınıf yok. Büyük çoğunluğu oluşturan yoksulların tek eğlencesi televizyon. Sinema, tiyatro ve konser ise bir hayal. Küçük reyonlardaki internet kafelere genç kızlar giremiyor, park ve ev gezmeleriyle yetiniyorlar. En ücra yerlerde bile çanak antenden geçilmiyor. Ülkede altı ulusal televizyon kanalı yayın yapıyor. Bu çeşitlilik değil aslında, çünkü özel kanallar zaten Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'le aile fertlerinin. Türk kanalları çok izleniyor. Gedebey'de altı kişinin yaşadığı bir evin kapısını çalıyoruz. Fen bilimi öğretmeni Sara Eliyuba, bizi sevgiyle bağrına basıyor. Türkleri televizyon sayesinde tanıyormuş. 'Binbir Gece' dizisinin Azeri dadısı, onun öğrencisiymiş. Sahiden dünya çok küçük. "Şehrazat'ı kalbime baserem" diyor Eliyuba.
'Kurtlar Vadisi' ise yediden yetmişe Azerileri fethetmiş. Polat Alemdar baskılı tişörtler kapış kapış gidiyor. Bakü'de bir müzik markette 'Aşka Sürgün' dizisinin DVD'si satılıyor. Azeri pop müziğinde Tarkan etkisi malum. Gedebey'de bir ilköğretim okulunun büfesinde Sibel Can posteriyle karşılaşınca birden çocuk gibi seviniyorum. Azerbaycan'ın Kuba reyonunda dağ Yahudilerinin yaşadığı Kırmızı kasabasında elektrik teknisyeni Sabırallah'la tanışıyorum. Onunla parkta dolaşıp bir yandan fotoğraf çekerken banka oturmuş üç ihtiyardan biri sesleniyor: "Nerelisen?" İstanbul'dan geldiğimi söyleyince sevinip, 'Hoşgelişler ola, Mustafa Kemal Paşa' türküsünü söylüyor. Az öteden ise Hüsnü Şenlendirici'nin klarnetini duyuyorum. Meğer Samanyolu TV seyrediyorlarmış!
Fabrika mezarlığı Sumgayit
Hazar Denizi'nin kıyısındaki 250 bin nüfuslu Sumgayit, Soyvetler Birliği döneminin en önemli sanayi kentiydi. Yani bir petrokimya üssü. Tıkır tıkır çalışan alüminyum, antifriz, benzol, DDT3, çelik, sodyum klorür, kauçuk, gliserin, sterol, etil benzol, etil alkol, tuğla, sondaj borusu, eletrikli ısıtıcılar, kompresör ve kireç fabrikaları rejimin tüm ihtiyacını karşılıyordu. Hem Moskova'nın, hem de Sumgayit sakinlerinin keyfi yerindeydi. Sumgayit'te kilometrelercekarelik bir alanda dip dipe inşa edilmiş bu fabrikaların ne denli tehlikeli olduğuna hiç dikkat çekilmedi. Bu ölüm saçan sanayi tesislerinin yerleşim yerlerinden en az 20 km. uzakta olması gerekirken tesisler kent merkezine 1 km. mesafedeydi. Yani felakete davetiye çıkarılmıştı. Ama Moskova'nın umurunda mıydı?
Sumgayit sakinleri hem kendilerinin hem de doğanın adım adım öldüğünden habersiz bir 50 yıl devirdiler. Fabrika bacalarından her yıl havaya 70 ile 120 bin ton arasında zehirli atık saçılıyordu. Zehirli gazların kombinasyonu ise tek başına verdikleri zarardan çok daha büyüktü. Denize ulaşan atık sular sualtındaki yaşam için bir tehditti, balıklar hızla yok oluyordu. Toprağa karışan zehirli atıklar sebze ve meyveleri kanserojen madde depolarına dönüştürüyordu. Ama tüm bu deformasyon birdenbire olmadı elbette, doğa içindeki zehri yavaş yavaş kustu.
'Ölüm bölgesi' Sumgayit giderek bir utanç merkezine dönüştü. Kent doğan her 100 bebekten 27'sinin bir yaşına gelmeden öldüğü, prematüre bebeklerin doğduğu ve genetik faciaların en yoğun yaşandığı yer olarak anılacak tarihte.
Sovyetler Birliği dağıldığından beri Sumgayit'te tek bir fabrika bile çalışmıyor. Her biri hurda yığını. Azerbaycan hükümetinin kararı, bundan böyle kentte arıtma teknolojisine sahip olmayan hiçbir tesis açmamak. Hiroşima ve Çernobil facialarını aratmayan Sumgayit faciasının izleri bakalım kaç yıl sonra silinecek? Minibüsümüzle fabrika mezarlığının içinden geçip giderken Dilovası ve Yatağan'ın akıbetini sorguluyoruz. Çevre sorunlarına dudak bükenlerin de belki bir gün yolu Sumgayit'ten geçer.
'Kör olası çöpçüler'in İznik çıkarması
Radikal: 3 Mayıs 2007
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220126
|
Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'yle Symbiosis (Sınır Tanımayan Sağlık ve Doğa Gönüllüleri) İznik'e temizlik çıkarması yaptı. İstanbul ve Bursa'dan 45 çevreci bölgedeki ilköğretim okullarından 150 öğrenciyle, göl çevresindeki çöpleri topladı. |
Tarihte dört imparatorluğun başkenti olan İznik, bugün sahipsiz ve cılız bir ilçe. İznik Gölü ve çevresiyse evsel ve zirai atıklar yüzünden bataklığa dönüşmüş. Gönüllüler de olmasa durum vahim!
ŞULE ÇİZMECİ
İSTANBUL - İznik, 2 bin 300 yaşında. Sayısız fetihlere sahne olmuş, dört büyük imparatorluğun (Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı) başkenti. Hıristiyanlık tarihinde özel bir sayfası var. I. ve VII. konsülleri ağırlamış, Roma Katolik Kilisesi ve Doğu Ortodoks Kilisesi burada birbirinden ayrılmış. Bu nedenle ruhani ve siyasi bir aktör konumunda. Sahip olduğu tarihi-kültürel değerlere rağmen ne yazık ki, Cumhuriyet sonrası kıymeti bilinememiş.
İznik'in dört bir yanında, ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin izleri var. Surlarının çevresinde dolaşıp anıtsal dört kapıdan geçerken içiniz cız ediyor ama. Atatürk'ün büyük önem atfederek, "Asıl İznik'i göremezsiniz, çünkü o toprağın altındadır" dediği bu eski başkent, cılız bir kasaba olarak kalmış, içine kapanmış, gelişememiş ve dünyanın önde gelen bir turizm merkezi olamamış nedense!..
Türkiye'nin beşinci büyük gölü
İznik sadece arkeolojik-kültürel açıdan sahipsiz bırakılmamış, doğal güzellikleri de heba edilmiş. Örnek mi? Marmara Bölgesi'nin en büyük, Türkiye'nin beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, 1990'da sit alanı ilan edilmiş. Gölün çevresi tamamen tarım alanları ve zeytinliklerle çevrili. Tarım alanları için gölden su alınıyor. 1963'te gölün batısında su tutma amacıyla yapılan seddenin yapımı sonucu 416 sulak alan kurutulmuş. Bu sedde, gölü neredeyse bir rezervuara dönüştürmüş.
İznik Gölü evsel, tarım ve sanayi atıkları yüzünden yok olma tehlikesi altında. Amerikan firması Cargill'in göl dibindeki nişasta fabrikasının su ihtiyacını yeraltı sularından karşıladığını unutmayalım. Fabrikanın gölden su çektiği de iddia ediliyor.
Geçen hafta sonu Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü'yle Symbiosis (Sınır Tanımayan Sağlık ve Doğa Gönüllüleri) İznik'e bir temizlik çıkarması yaptı. İstanbul ve Bursa'dan 45 çevreci İznik'e giderek bölgedeki ilköğretim okullarından 150 öğrenciyle birlikte göl çevresindeki çöpleri topladı. Amaç, İznik halkına doğanın nasıl kirlendiğini göstermek, onları temizliğe yöneltmek, her şeyden önce çocuklara çevre bilincini aşılamaktı. Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü, 2007'yi 'Dağ Temiz Yılı' ilan etmiş. Bu yıl tırmandıkları dağlarda ve trekking gezilerinde çevreye atılmış çöpleri toplayarak dönecek, gittikleri yere temizliği götürecekler.
Temizlik harekâtı için 'çöpçüler' 28 Nisan sabahı İstanbul'dan yola çıktı. Plana göre o gün İznik Gölü'nde temizlik yapılacak, akşam göl kenarında kamp kurulacak, pazar sabahı yine temizliğe başlanacaktı. Bisikletçi ve motosikletçiler de göl etrafinda göğüs pankartlarıyla tur atarak toplumun dikkatini temizlik kampanyasına çekecekti. Hem iki gün doğayla baş başa kalmak, hem doğayı temizlemek... Kamp ateşinde eğlenmek de cabası!
Erkin Koray'ın 'Kör Olası Çöpçüler'ini söyleyerek iş yapan çöpçüler kafilesine katılmış biri olarak planın başarıyla uygulandığını söyleyebilirim. İki günün sonunda 120 büyük çöp torbasını İznik Belediyesi'ne teslim ettik. Sahilde neler toplamadık ki? Bol miktarda zirai ilaç şişesi, içki şişesi, pet şişeler, tenekeler, konserve kutuları, cam kırıkları, naylon torbalar, alüminyum kâğıtlar, sigara kutuları, izmaritler, bira ve kola kapakları, kumaş parçaları, küçük ev eşyaları, hatta oyuncaklar...
Köy sakinleri çöplere alışmış
İşimiz bitince de çöplerin ortalıkta bırakıldığını duyduğumuz Çakırca ve Yeni Sölöz'e gidip yerinde inceleme yaptık, vaziyeti fotoğrafla belgeledik. Çakırca muhtarlığı göl kenarındaki çöplüğe karşı duyarsız, zaten köy sakinleri de çöplükte yaşamaya alışmış. Yeni Sölöz belediyesi çöplerini yol kenarına yığmış. Ancak hafta sonu olduğu için yetkililere ulaşamadık.
İlçenin AKP'li Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, hazırladıkları internet sitesinde, "Kanalizasyonumuz yok. Fosseptiklerle idare ediyoruz. Kanalizasyon muhakkak yapılmalı. Çünkü çağdaş bir kentin can damarı kanalizasyondur ve bizim için korunması çok önemli olan büyük bir değer var: İznik Gölü. Bu gölün geleceği için kanalizasyonu, arıtması iyi olacak şekilde yapmak zorundayız" diye konuşuyor.
Başkan gerçekten güzel konuşmuş, ama neden göl ve çevresinin çöplüğe dönüşmesine duyarsız kalmış?.. Dışarıdan bir avuç insanın ilçeye gelerek çöp toplaması, sessizce 'Siz bu işi beceremiyorsunuz' demesi, bir belediye başkanı için onur kırıcı bir durum değil mi?
'Belediye toprağa ve göle karşı ilgisiz'
İznik'in sorunlarını birinci ağızdan duymak için İznik Çiniciler Derneği Başkanı Adil Can Güven'in atölyesine uzandık. Güven, derneğin çiniciliğin gelişmesine katkıda bulunmanın yanı sıra çevre kirliliğinin önüne geçilmesi ve eski eserlerin korunması gibi amaçları olduğunu söylüyor.
İznik Belediyesi nasıl çalışıyor?
Toprağa ve göle karşı ilgisizler. En önemli sorunlardan biri çöpler. Hiçbir ayrıma tabi tutulmadan ilçenin bazı muhitlerine, örneğin Sansarak yoluna yığılıyor. İncelemelerimizde evsel atıklar haricinde hayvansal atıkların da yol kenarında biriktirildiğini gördük. Köylere gelince; kanalizasyon yok, yol kenarından akan kanallarla derelere ulaştırılan evsel atıklar (deterjan, boya, tarım ilacı gibi maddelerle), kanalizasyon atıkları göle ulaşıyor. İznik içinde kanalizasyon yok, fosseptik çukurları mevcut. Bunlar zaman zaman vidanjörlerle çekilerek duyduğumuza göre yamaçlarda bir mağara içine dökülüyor. Bir deprem olsa!..
Göl kenarında tarım yapılmasının kirliliğe etkisi nedir?
Tarım ilaçları pulvarizatörlerinin temizlenmesi, tankların yıkanmasıyla süzülen ilaçlı sular göle karışıyor. Avrupa'nın yasakladığı DDT muadili tarım ilaçları kullanılıyor. Ayrıca çorak dedikleri, her sene tonlarcası bölgenin bazı yerlerine tanklarla götürülüp boşaltılan salamura suyu yüksek oranda tuz içeriyor. Bir kısmı yeraltı sularına, bir kısmı göle karışıyor. Bilinçsizce kullanılan kanserojen tarım ilaçları, ilaçlama zamanı kesif kokusuyla tüm İznik'in üstüne yağıyor. Sürüler halinde gezen köpeklerin çöpleri dağıtması ve pazarları çöp toplanmadığı için tam gezi günü pis görüntü olması bir yana, hayvanların taşıyacağı uyuz ve kuduz gibi illetlerin olmaması mümkün değil. Umumi tuvaletlerin yenilenmesine memnun olduk ama bunların göl kıyısı ve dere kenarlarında olması midemizi bulandırıyor.
İlçe halkı Cargill'in varlığına alıştı mı?
İstihdam sağlandı, ancak Cargill, Türkiye'nin hikâyesidir! Yeraltı suyunu çekip dengeyi bozuyor. Göl kenarında üç-dört metre çekilme oldu, yükseklik 1 metre azaldı. Kaç bin metreküp su gitti...
Tatilleri gönüllü tedaviyle geçiyor
Yeni Şafak: 20 Kasım 2006
http://www.yenisafak.com.tr/saglik/?t=22.11.2006&c=9&i=15744
Gönüllü doktorların oluşturduğu "Symbiosis" adlı sağlık ve doğa gönüllüleri, tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra köşelerinde sağlık hizmeti vererek geçiriyor.
Çoğunluğunu gönüllü doktorların oluşturduğu "Symbiosis" adlı sağlık ve doğa gönüllüleri, 7 yıldır tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra köşelerinde sağlık hizmeti vererek geçiriyor. Uganda'da karşılaştığı Fransızlar'ın sınır tanımayan doktorlar örgütünden yola çıkarak Türkiye'de benzeri bir oluşumun hayata geçmesinde öncü olan Vehbi Koç Vakfı (VKV) Amerikan Hastanesi'nden işitme ve konuşma bozuklukları uzmanı Ayşen Erdil, sağlık ve doğa gönüllülerinden oluşan "Symbiosis" hakkında bilgi verdi. Sağlık hizmetinin fazla gelişmediği bölgelerden gelen hastaların çoğunda, "Ah zamanında İstanbul'a getirseydik" düşüncesinin hakim olduğuna işaret eden Erdil, "Bunun üzerine madem onlar gelemiyor biz niye onlara gitmiyoruz, dedim. Doktor arkadaşlardan da destek gördüm ve böylece çoğunluğu VKV Amerikan Hastanesi'nden olmak üzere bir grup oluşturduk" dedi. Erdil, 1999 yılından bu yana tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra bölgelerinde, hiç doktoru olmayan ya da sağlık hizmetinin aksadığı yörelerde geçirdiklerini kaydetti.
Fedakâr doktorlar, tatillerini ücra bölgelerde hizmetle geçiriyor
Zaman: 20 Kasım 2006
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=457890&keyfield=53796D62696F736973
Çoğunluğunu gönüllü doktorların oluşturduğu "Symbiosis" adlı sağlık ve doğa gönüllüleri, 7 yıldır tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra köşelerinde sağlık hizmeti vererek geçiriyor.
Uganda'da karşılaştığı Fransızların sınır tanımayan doktorlar örgütünden esinlenerek Türkiye'de benzeri bir oluşumun hayata geçmesinde öncü olan Vehbi Koç Vakfı (VKV) Amerikan Hastanesi'nden işitme ve konuşma bozuklukları uzmanı Ayşen Erdil, sağlık ve doğa gönüllülerinden oluşan "Symbiosis" hakkında açıklamalar yaptı. Fransızların sınır tanımayan doktorlar örgütüyle karşılaştıktan sonra "Böyle bir şeyi biz neden yapmıyoruz?" sorusunu kendine sorduğunu anlatan Erdil, hizmeti sağlık sektörünün gelişmediği bölgelerde yaşayan insanların ayağına götürmek düşüncesiyle çoğunluğu VKV Amerikan Hastanesi'nden olmak üzere doktor arkadaşlarla bir grup oluşturduklarını kaydetti.
Erdil, 1999 yılından bu yana tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra bölgelerinde, hiç doktoru olmayan ya da sağlık hizmetinin aksadığı yörelerde geçirdiklerini ve burada gönüllü sağlık taramaları yaptıklarını kaydetti. Gittikleri yerlerde sadece sağlık taraması yapmadıklarını, çevreyle de ilgili bilgi verdiklerini ifade eden Ayşen Erdil, "Zaten "Symbiosis", birlikte yaşamak, birbirine hayat vererek yaşamak demek. İnsan ve çevre birbirine muhtaç. Dünyayı tüketmek üzereyiz. Eğitimler bu nedenle çok önemli." diye konuştu. Erdil, ana hedeflerini çocukların oluşturduğunu dile getirerek, "1999 yılından bu yana Kars, Van, Mardin, Şırnak, Hakkari ve Ardahan'ın değişik ilçe ve köylerinde 8 bin 582 çocuk ile 2 bin 208 yetişkine ulaştık. Ayrıca bu sene Artvin'e gittiğimizde komşu bir Gürcü köyüne de geçerek 300 kadar muayene gerçekleştirdik." dedi.
Gidecekleri yöreyi belirledikten sonra ilgili sağlık müdürüyle görüşerek en çok hangi hastalıkların görüldüğünü, nasıl bir tablonun kendilerini beklediğini araştırdıklarını da anlatan Erdil, bölgeye gidecek doktor ekibini, aldıkları bilgiler ışığında kurmaya çalıştıklarını söyledi. Ayşen Erdil, odyolog olarak kendisinin yanı sıra genelde çocuk, KBB, dahiliye veya aile hekimi ve diş doktorunun, ayrıca bir hemşire ve bilgisayar uzmanının da her yıl organizasyonda yer aldığını bildirdi.
Organizasyonların tamamen gönüllü olduğunu ve organizasyona katılan tüm doktorların büyük özverilerde bulunduğunu kaydeden Erdil, yöreye ulaştıklarında ilk önce tüm çocukları genel sağlık taramasından geçirdiklerini, kalan zamanda da yetişkinlere baktıklarını belirterek, muayene sonunda çocukları "El nasıl yıkanır, nasıl tuvalete gidilir ve teneffüste neden pencereler açılır?" gibi genel hijyenle ilgili eğitim verdiklerini söyledi.
Hizmetlerini bir sahra hastanesi gibi verdiklerini anlatan Erdil, "O anda tedavi edebileceğimiz hastalık varsa ilaç veriyoruz. Eğer kişi daha ileri bir durumda ise en yakın hastaneye sevkini sağlıyoruz. Daha da gerekliyse buraya, İstanbul'a sağlık kuruluşlarımıza getiriyoruz." dedi. Bu yıl Artvin'in Borçka ilçesine bağlı köylerde çalışmalar yaptıklarını belirten Erdil, önümüzdeki yıl ise Tunceli'de faaliyetlerini sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Ağrı Dağı'ndan 77 torba çöp topladılar
Milliyet: 24 Ağustos 2006
http://www.milliyet.com.tr/2006/08/24/son/sonyas08.asp
Symbiosis Sağlık ve Doğa Gönüllüleri, dağcılık faaliyetlerine ilgiyle birlikte çevre kirliliğinin de artması üzerine, çevre temizliğine dikkat çekmek amacıyla, Ağrı Dağı'na tırmanış yaparak 77 torba çöp topladı.
İnsan ve doğa sağlığı konusunda çeşitli aktivitelerde bulunan Symbiosis Sağlık ve Doğa Gönüllüleri, yaptıkları doğa ve dağcılık faaliyetlerinde, çevre kirliliğinin her geçen gün arttığına tanık olmaları üzerine, 'kirliliğin önünegeçilmesi' için girişim başlattı. Ağrı Dağı'na çıkmayı kararlaştıran ve Doğubeyazıt'ta buluşan Havva Dedeler, İlker Burgaç, Ayşen Erdil, Tayfun Yüzük, Selim Güvener, İsmet İnan ile İlknur Bayrak'tan oluşan 7 kişilik ekip, ilk gün 3 bin 200 metre yükseklikteki birinci kamp bölgesine ulaştı.
Burada tırmanış için bulunan dağcıların da desteğini alan grup, çevreye atılmış çöpleri poşetlere toplamaya başladı. İki gün boyunca sürdüren çalışma sonunda 60 poşet çöp toplayan ekip, bu çöpleri katırlara yükleyerek Doğubeyazıt'a indirilmelerini sağladı.
Bir gün dinlendikten sonra 4 bin 200 metre yüksekliğindeki ikinci kamp bölgesine ulaşan ekip üyeleri, burada da çevreye saçılmış çok sayıda plastik şişe, konserve kutusu, poşet ve atıklarla karşılaştı. Kamp bölgesinde 15 torba çöp toplayan ekip, riskli bölgelerdeki çöplere ise ulaşamadı. Katırlara yüklenen çöpler aşağıya indirilirken, ekip, ertesi gün zirve tırmanışı yapmak için dinlenmeye çekildi.
Sabaha karşı 04.00'de başlayan tırmanışta, ekibin 7 üyesi de 11.00'de zirveye ulaştı. Dağların temiz tutulması için yanlarında getirdikleri yazıyı açan ekip üyeleri, daha sonra dönüşe geçti. Gönüllüler, Doğubeyazıt'a iniş yolunda da 2 torba çöp topladı.
Grup sözcüsü Hava Dedeler, tabiatta yok olması yüzyıllar alan plastik, metal, cam gibi pek çok atığın dağlarda karşılarına çıktığını ve başta Ağrı olmak üzere, birçok dağda, birkaç yıl içinde kamp alanları ve çıkış parkurlarının çöpler nedeniyle kullanılamaz hale geleceğini belirtti. 'Çevre temizliğine dikkat çekmek ve alınması gereken tedbirleri gündeme getirmek için bu faaliyeti gerçekleştirdiklerini ifade eden Dedeler, bununla ilgili bir rapor hazırladıklarını bildirdi.
2004 yılında Milli Park ilan edilen Ağrı Dağı'nda, sportif faaliyetler için gerekli her türlü altyapının hazırlanmasının, tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerinin bozulmamasının, yaban hayatın tahrip edilmemesinin, toprak su ve hava kirliliğinin önüne geçilmesinin Çevre ve Orman Bakanlığının sorumluluğunda olduğunu belirten Dedeler, şunları söyledi:
"Ağrı Dağı'na çıkış izne tabidir, ancak her sene binlerce kaçak çıkış yapıldığı görülmektedir. Kaçak çıkanların, bu çıkışları organize eden kişilerin, bazı tur acentelerinin ve sporcuların çevre kirlenmesi konusunda gerekli duyarlılığı göstermemesi nedeni ile dağımız hoyratça kirletilmektedir.
Hazırladığımız raporda, Ağrı Dağı için gelişim projesi hazırlanıncaya kadar, Himalayalar, Alpler ve And Dağları'ndaki uygulamaların benzerlerinin uygulanmasını öneriyoruz. Dağa kaçak çıkışların önüne geçilmesinin yanı sıra, şu tedbirlerin alınması teklifinde bulunuyoruz: Orman Muhafaza Memuru (Milli Park Bekçisi) gibi bir kontrolsistemi kurulmalı, 3200 metredeki kamp yerinde kampçıların izin belgeleri kontrol edilmeli, çöp atanlar tespit edildiğinde hemen ceza kesilmelidir. Dağa çıkış izni ile birlikte, dağa çıkan herkesten çöp depozitosu alınmalıdır. Dağcı çöpünü, çöptoplama merkezine getirip teslim edince depozitosu geri verilmeli, aksi halde depozito ilgili kuruma kalmalıdır.Kamp bölgelerine tuvaletler yapılmalı, temizlik ve federasyon hizmetleri için alınan paralar, dağın temiz tutulması projesine entegre edilmelidir."
Ağrı Dağı'na temizlik için tırmanacaklar
Hürriyet : 1 Ağustos 2006
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=4847314
Hasan AY / İSTANBUL
"Karşılıklı fayda görerek yaşama" olarak tanımlanan symbiotik felsefeyi benimseyen Symbiosis Grubu üyesi 20 dağcı, 13 Ağustos'ta Ağrı Dağı'nı temizlemek için tırmanacaklar. 6 gün sürecek etkinlikte, dağcılar, 5 bin 165 metre zirveden aşağı doğru, çoğunluğu yabancı dağcılar tarafından atılan çöpleri toplayarak inecekler.
Çöpler ayrıştırılarak, katırlarla Doğubeyazıt Çöplüğü'ne taşınacak. Grup üyelerinden hemşire Havva Dedeler ile avukat İlker Burgaç, 5 Ağustos'ta evlenip, 12 Ağustos'ta balayına Ağrı Dağı'na çöp toplamaya gidecekler. 2 Eylül'de Antakya'da bir düğün yapacak olan doğa tutkunu çift, 23 Eylül'de ise Artvin'in Camili Köyü'ne sağlık taramasına gidecek. Havva Dedeler, çöplerin dağın ekolojik yapısını bozduğunu söyledi.
Yeni durak Kars ve Ardahan
22 Mayıs 2005 Sabah Gazetesi
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/05/22/cpsabah/gnc119-20050522-102.html
Amerikan Hastanesi'nin Odyoloji Uzmanı Ayşen Erdil'in girişimiyle Doğu'da gönüllü sağlık taraması yapan bir grup doktorun yeni durağı Kars'ın Arpaçay ve Ardahan'ın Çıldır, Hanak ve Damal ilçeleri. Gönüllü doktorlardan oluşan grup, 5 Haziran'dan İstanbul'dan yola çıkacak. Çocuklara kitap ve kıyafetlerin bulunduğu 70 koli yardım malzemesi de yolladıklarını söyleyen Ayşen Erdil, "Amacımız bölgede 4 bin çocuğa ulaşmak" diyor. Doktorlar daha önceki sağlık taramasında Gevaş'ta 500 çocuk 350 büyük; Mardin'de 3 bin çocuk, Hakkari'de 2 bin 30 çocuğu muayene etti.
İnsan ve Doğa Sağlığı Gönüllüleri Artvin ve Batum'daydı
Türk Gürcü Vakfı (www.turkgurcuvakfi.org) dan faaliyetlere girilecek.
http://www.turkgurcuvakfi.org/mainpage.asp
Vakfımızın koordinatörlüğünde çoğunluğu İstanbul Amerikan Hastanesi doktorlarından oluşan aşağıda isimleri yazılı heyet 23 Eylül - 1 Ekim 2006 tarihleri arasında Artvin-Borçka ve Macahel ile Batum Kobuleti ve Helvaçauri bölgesinde öğrencileri ve vatandaşları ücretsiz sağlık taramasından geçirdiler. Türkiye tarafında ilk öğretim çağında yüzlerce çocuk muayene edildi , tedavileri için bedava ilaç dağıtıldı ve oyuncaklar verilerek sevindirildiler. Her yaş grubu vatandaşlar da muayene edip yapılabilecek tedavileri yapılarak ilaçları verildi.
Gürcistan Acara Özerk Bölgesi Başbakanı Sayın Levan Varşalomidze'nin daveti ile Batum'a da giden ekip Batum'da 0-14 yaş grubundan kimsesiz çocuklar yurdundaki çocuklar muayene edilerek ilaçları verildi , giyecekler ile oyuncaklar dağıtıldı. Kobuleti Hastahanesi'nde yüzlerce yetişkin muayene edilerek ilaçları verildi. Helvaçauri Bölgesi'nde Abhaza'dan gelen göçmenlere giyim malzemesi ve battaniye dağıtıldı. Urehi Sağlık Ocağında sağlık taramasından geçirildiler ve battaniye ve ilaçları verilerek yüzlerce hastanın tedavileri yapılmaya çalışıldı.
Bütün masrafları kendileri tarafından karşılanan İnsan ve Doğa Sağlığı Gönüllüleri'ne bu faaliyet için ne kadar teşekkür etsek azdır. Kendilerini Doğa ve İnsan Sağlığına adamış bu müstesna insanlara başta ekip şefi Dr. Ayşen Erdil olmak üzere tüm ekibe Vakfımız , Artvin ve Batum halkı adına tekrar şükranlarımızı sunar kendilerine sağlık ve mutluluklar diler , insani yardım amaçlı başka bir faaliyette buluşmayı ümit ediyoruz.
Faaliyete katılan heyet üyeleri:
Mevlüt Artvinli (E. Albay), Türk Gürcü Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Müdürü
Uzm. Dr. Ayşen Erdil, Amerikan Hastanesi Odyoloji (işitme ve denge bozuklukları)
Prof.Dr.Oğuz Acar, Kocaeli Üniversitesi Üroloji Uzmanı
Doç.Dr. Okan Gürsel, Fatih Sultan Mehmet Hastanesi KBB Uzmanı
Dr. Gülsemin Güloğlu, Amerikan Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı
Dr. Tanıl Gürsel, Memorial Hospital, Göz Hastalıkları Uzmanı
Dr. Timuçin Atayoğlu, Amerikan Hastanesi Aile Hekimi
Dr. Ferda Melih Tanrıtanır, Amerikan Hastanesi Diş Hekimi
Dr. Ayten Güler, Aile Hekimi
Arzu Hamzaoğlu, Amerikan Hastanesi Hemşire
Mutlu İnan Akdağ, Amerikan Hastanesi Bilgi İşlem
Nergis Yazgan, WWF Türkiye temsilcisi Çevre Koruma Uzmanı
Nuri Köse, Rehber
Ömer Bayrak, Şoför
Osman Önder, Şoför
SYMBIOSIS ve Ağrı Dağı Temizleme Faaliyeti
Yabanıl
www.yabanil.net/?p=105
17 Eylül, 2006
Ayşe Erdil tarafından kurulmuş, sağlık ve doğa gönüllülerinin oluşturduğu SYMBIOSIS grubu, 12-20 Ağustos 2006 tarihleri arasında güzel bir organizasyon düzenlemişler: Ağrı dağını temizleme faaliyeti.
Projenin sonunda, çoğunu kaçak dağcıların bıraktığını belirttikleri 77 torba çöpü dağdan indirmeyi başarmışlar ve bazı çözüm önerileri sunmuşlar.
Haber şurada:
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6084
Faaliyet raporu ve fotoğraflar da şurada:
http://www.bodosk.com/bodosk/year2006/Symbiosis/symbiosis.htm
Benzer içerikli projeler gerçekleştirmek isteyenlerin konu hakkında fikir sahibi olması, ilham vermesi açısından yararlı olabilecek faaliyet raporunu okumanızı öneririm. Her nekadar çözüm önerilerinin Ağrı dağının "pis" imajını düzeltmekten öteye gidemeyeceğini düşünsem de, benzer çözümlerin durumu daha vahim bölgeler için büyük umut sağlayacağına eminim.
Türkiye'nin doktor gönüllüleri NASIL çalışıyorlar?
Milli Gazete: 20 Kasım 2006
http://www.milligazete.com.tr/?action=show&type=news&id=35227
Yıllık tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin ücra köşelerinde şifa dağıtarak geçiriyorlar
- Gidecekleri yöreyi belirledikten sonra, ilgili sağlık müdürüyle görüşerek en çok hangi hastalıkların görüldüğü, nasıl bir tablonun kendilerini beklediğini araştırdıklarını da anlatan Erdil, gerekli olacak doktor ekibini o yönde kurmaya çalıştıklarını söyledi. Ayşen Erdil, Odyolog olarak kendisinin yanı sıra, genelde çocuk, KBB, dahiliye veya aile hekimi ve diş doktorunun, ayrıca bir hemşire ve bilgisayar uzmanının da her yıl organizasyonda yer aldığını bildirdi.
- Organizasyonların tamamen gönüllü olduğunu ve tüm doktorların büyük özverilerde bulunduğunu kaydeden Erdil, yöreye ulaştıklarında ilk önce tüm çocukları genel sağlık taramasından geçirdiklerini, kalan zamanda da yetişkinlere baktıklarını belirterek, muayene sonunda çocukları "El nasıl yıkanır, nasıl tuvalete gidilir ve teneffüste neden pencereler açılır?" gibi genel hijyenle ilgili eğitim verdiklerini söyledi.
- Erdil, çocuklara çeşitli hediyeler de dağıttıklarını ifade ederek, "Eğitimi çok önemsiyoruz, çünkü bu yaşta çocuklara ne verirseniz, onu alıyor ve hiçbir zaman unutmuyorlar" diye konuştu. Hizmetlerini bir sahra hastanesi gibi verdiklerini anlatan Erdil, "O anda tedavi edebileceğimiz hastalık varsa ilaç veriyoruz. Eğer kişi daha ileri bir durumda ise en yakın hastaneye sevkini sağlıyoruz. Daha da gerekliyse buraya, İstanbul'a sağlık kuruluşlarımıza getiriyoruz" dedi. Ayşen Erdil, yöre halkıyla, özellikle de kadınlarla sohbet ettiklerini, üreme sağlığı, çocuk bakımı, kız çocuklarının okumaya devam etmesi ve meslek seçimi gibi pek çok konuda bilgi verdiklerini bildirdi.
İSTANBUL
Çoğunluğunu gönüllü doktorların oluşturduğu "Symbiosis" adlı sağlık ve doğa gönüllüleri, 7 yıldır tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra köşelerinde sağlık hizmeti vererek geçiriyor. Uganda'da karşılaştığı Fransızlar'ın sınır tanımayan doktorlar örgütünden yola çıkarak Türkiye'de benzeri bir oluşumun hayata geçmesinde öncü olan Vehbi Koç Vakfı (VKV) Amerikan Hastanesi'nden işitme ve konuşma bozuklukları uzmanı Ayşen Erdil, sağlık ve doğa gönüllülerinden oluşan "Symbiosis" hakkında bilgi verdi.
Ayşen Erdil, Fransızların sınır tanımayan doktorlar örgütüyle karşılaştıktan sonra "Böyle bir şeyi biz neden yapmıyoruz?" sorusunu kendine sorduğunu anlattı. Sağlık hizmetinin fazla gelişmediği bölgelerden gelen hastaların çoğunda, "Ah zamanında İstanbul'a getirseydik" düşüncesinin hakim olduğuna işaret eden Erdil, "Bunun üzerine madem onlar gelemiyor biz niye onlara gitmiyoruz, dedim. Doktor arkadaşlardan da destek gördüm ve böylece çoğunluğu VKV Amerikan Hastanesi'nden olmak üzere bir grup oluşturduk" dedi.
Türkiye'nin en ücra bölgelerinde, sağlık taramaları yapıyorlar
Erdil, 1999 yılından bu yana tatillerinin bir haftasını Türkiye'nin en ücra bölgelerinde, hiç doktoru olmayan ya da sağlık hizmetinin aksadığı yörelerde geçirdiklerini ve burada gönüllü sağlık taramaları yaptıklarını kaydetti. Gittikleri yerlerde sadece sağlık taraması yapmadıklarını, çevreyle de ilgili bilgi verdiklerini ifade eden Ayşen Erdil, "Zaten Symbiosis, birlikte yaşamak, birbirine hayat vererek yaşamak, demek. İnsan ve çevre birbirine muhtaç. Dünyayı tüketmek üzereyiz. Eğitimler bu nedenle çok önemli" diye konuştu. Erdil, ana hedeflerini çocukların oluşturduğunu dile getirerek, "1999 yılından bu yana Kars, Van, Mardin, Şırnak, Hakkari ve Ardahan'ın değişik ilçe ve köylerinde 8 bin 582 çocuk ile 2 bin 208 yetişkine ulaştık. Ayrıca bu sene Artvin'e gittiğimizde komşu bir Gürcü köyüne de geçerek, 300 kadar muayene gerçekleştirdik" dedi.
Doğa ve Sağlık Gönüllüleri Derneği Üyelerinden Sağlık Taraması
Iğdır FM, 23 Ekim 2007
AYDIN DENİZ
Doğa ve Sağlık Gönüllüleri Derneği üyesi doktorlar, Iğdır'daki okullarda sağlık taraması yaptılar.
İstanbul Vehbi KOÇ, Vakfı Amerikan hastanesi SYMBIOSIS Sağlık ve doğa gönüllüleri ekibi Iğdır'a bağlı köylerde sağlık taraması yaparak öğrencilere giysi ve kitap yardımında bulundular
1999 yılından bu yana Anadolu'nun birçok kentinde ve Gürcüstan ile Azerbaycan gibi yurt dışı ülkelerde aynı çalışmayı sürdürdüklerini açıklayan ekip şefi, Vehbi Koç Vakfı Amerikan hastanesinde Odyoloji uzmanı olarak görev yapan Ayşen ERDİL, "İllerde sağlık hizmetinin az gittiği yerleri tespit edip ekibimizle oraya giderek okullarda sağlık taraması yapmaktayız.
Daha önce Hakkari'de yaptığımız çalışmalarda iyotlu tuz tüketimi olmadığından guatr hastalığı yoğun bir şekilde ortaya çıkmıştı. Bizim raporumuza istinaden Sağlık Bakanlığı devreye girerek iyotlu tuz kullanılmasını uygulamaya koydular.
Ayrıca Mardin ilinde havadaki nem oranının düşük olması nedeniyle insanlarda burun kanaması çok görülüyordu. bunları tespit edip bakanlığa bildiriyoruz.
Iğdır Karakoyunlu ilçesi Mürşitali Köyünde 350 öğrencinin bulunduğu ilköğretim okulunda Kulak, Burun, Boğaz hekimi, Göz, Diş, Üroloji, Dahiliye, Aile hekimi ve bir hemşire ile bir çevreci uzmanla çalışma yapmaktayız. Burada ilk etapda yapılan belirlemelere göre diş sağlığı problemi ortaya çıktı. Ayrıca Ermenistan metzamor santralinden doğan şikayetleri de göz önüne alarak sınır köylerinden Koçkıran, Alican, Gacer Doğanşanlı köylerinde aynı çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Gittiğimiz okullarda çocukların tamamına giysi ve kitap desteği de veriyoruz." dedi İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Uzmanı İlker PELİN ise, "Su numinesi alarak içme sularının durumunu değerlendiriyoruz. çevre ile ilgili rapor hazırlayacağız" dedi.
Köy öğrenci velilerinden Erdal Yılmaz ve Zeki Yılmaz da, "Bu tür hizmetlere bizler için son derece önemli. kendilerine minnettarız." şeklinde konuştu.






